Birden gözlerini açtı. Gördüğü her şey anlık bir süre yabancı geldi. Oturduğu rahatsız kantin sandalyesinde içi geçmişti. İçten bir telaşla, ama kimseye telaşını fark ettirmemeye çalışarak etrafına bakındı. Sanki ayıpmış gibi düştüğü durumdan utandı. Çevredekilerin fark edip fark etmediğini anlamaya çalışıyordu. Görünüşe göre kimsenin umurunda değildi. Zaten büyük bir ihtimalle fark etmemişlerdi. Uyumamamıştı ki. Gözlerini kapattığı birkaç saniyelik sürede içi geçmişti. Başı düşmemişti, çayı hala sıcaktı. O anda biri direk yüzüne bakmamışsa anlaması imkansızdı. Belki baksalar bile anlamayacaklardı. Çok kısa bir süreydi ne de olsa. “Aman” dedi içinden “Neler saçmalıyorum. Hergün onlarca kişi gelip bu bu sandalyelerde uyuklamıyor mu? Hem de benim gibi çaktırmadan da değil, kafayı koyup masaya hatta kimisi zaman zaman horlayarak” Ne de olsa bir hastane kantiniydi burası. Oturanların çoğu uykusuz hasta yakınları. Onların uyuklamasından daha doğal ne olabilirdi ki. Yine de bu horlama düşüncesi canını sıktı. Birkaç saniyelik de olsa kendisi de yapıyordu bunu bazen. Şimdiki gibi çok uykusu varken, ya da çok içtiği zamanlarda oturduğu yerde saniyelik içi geçer, ama yine de çevresindeki tüm konuşmaları duyardı. Sonra gözlerini açıp sohbete dahil olduğunda herkes gülmeye başlar ya da çok şaşırırlardı. “Şimdi horluyordun bir de uyumuyor numarası yapıp sohbete dahil oluyorsun” derler ve yatması için baskı yaparlardı. Birden daha fazla utandı. Eğer böyle bir şey olduysa hiçbirşey olmamış gibi davranarak, daha komik bir duruma düşmüştü. İnsanlar da kibarlıklarından renk vermemişlerdi tabi. İçi sıkıldı birden en iyisi kalkıp gideyim diye düşündü. Çay molası diye çıkmıştı zaten, çayı da bitmişti.