Bizim kuşağın en şanslı yanı (74 doğumluyum) ülkemiz için kültürel evrimin en keskin virajı olan 80’li yılların ortalarından önceki kısmı ucundan bucağından da olsa yakalamasıdır. Bu ışıklı radyoları, pikapları, siyah beyaz televizyon yıllarını, telesafirliği, 302 otobüslerin en lüks toplu taşıma aracı olmasını, damalı taksileri, çelik çomağı, leblebi tozunu, yağ kuyruklarını, bayram yerlerini, hamamları yaşamamızı sağladı. Bu çok daha uzatılabilecek listenin bir kısmı net bir fotoğraf halinde belleklerimizde canlanırken bir kısmı da puslu bir fotoğraf halinde yer alıyor anılarımızda.
Takvim yaprakları 90’lı yılları gösterdiğinde yüzyıllardır bu coğrafyada hüküm süren hamamlarımızda pek çok çağdaşı kültürel aktör gibi tarih sahnesinden çekilmemek için son çırpınışlarını yapıyordu. Aynı yıllarda ben de üniversiteye başlamıştım. Kırık dökük bir öğrenci evim vardı ve evimin banyosu yoktu. Hamamlar da benim belleğimdeki albümün net fotoğraflarından değil miş ki, içinde olduğum müşkül duruma rağmen sonradan müptelası olacağım hamamları değil de o zamanlar pek bir moda olan tek kişilik sıhhi banyoları tercih etmiştim. Ne zamanki banyosuz evimden Umurbey’deki Tarihi Umurbey Hamamı’nnın karşısındaki banyosu çalışmayan evime taşındım hamamlar benim için yeniden anlam kazanmaya başladı. Sıhhi banyoya gitmeye üşenip Umurbey Hamamı’nın kapısından içeri adım atar atmaz hafızamdaki o puslu fotoğraf yavaş yavaş netlik kazanmaya başladı. Hamamın dış kapısından o geniş hole girdiğimde, sobanın başındaki peştemalli adamların tanımadıkları yabancı genç adamı baştan aşağı süzerek yaşattıkları tedirginlik, bir anda yıllar öncesinde benzer bir kapıdan girip, benzer bir holde yaşadığım başka bir tedirginliği anımsatmıştı. Küçük bir çocuktum, bana öyle bakanlar bir sürü kadındı. Ben de yalnız değildim ama annem, annannem, babannem, iki halam, üç teyzem, yaşıtım halamın oğlu, benden küçük kız kardeşim ve sayısını hatırlamadığım komşu teyzeler de vardı yanımda. O zamanlar özellikle kadınlar hamama yalnız gitmezdi. En az iki haftada bir konu komşu akraba toplanır Pazar hariç bir gün topluca hamama giderdi. Pazarları ve akşamları hamamlar erkeklere çalışırdı. Ama kendi başına yıkanmasını beceremeyen – ya da annelerin beceremeyeceklerini düşündüğü- erkek çocukları da anneleriyle kadınlar hamamına giderdi. Benim annem 6 yaşıma kadar kendi başıma yıkanamayacağımı düşündü. Sonrasında babamla göndermeye başladı hamama. Erkekler hamamı bir büyüme emaresiydi ama kadınlar hamamı da daha eğlenceliydi. Erkekler hamamına kalabalık gidilmezdi. Yanınızda sadece babanız belki babanızın bir arkadaşı falan daha olurdu. Onlarda kendi aralarında anlamadığınız sohbetler yapardı. Arada sizin kendi kendinize çok temiz yıkanamadığınızı düşünür müdahele eder ve özellikle kese yapacağım diyerek canınızı yakarlardı.hele babanız değil de yanındaki arkadaşı ya da orada karşılaşılan yaşlı bir amca bu konuya müdahele ederse daha hoyrat davranır, kese diye sizi kandırıp derinizi yüzmeye kalkarlardı. Sonra erkekler hamamı daha kısa sürerdi yıkanma işlemi bittikten sonra hemen çıkılırdı hamamdan. Tek eğlenceli yanı hamamcının hamamdan çıkışta sizi de adam yerine koyup vücudunuzu ve başınızı sizin asla başaramayacağınız bir maharetle havluya sarması ve babanızın dinlenirken size söylediği gazozu yudumlamak olurdu. O gazozu çok sık bulamazdık her yudumu çok değerliydi. Hele hamam hararetinden sonra cennette akan ırmakların gazozdan olduğunu düşünürdük.
Kadınlar hamamı ise çok daha eğlenceliydi. Bir kere çok kalabalık olurdu. O kadar kalabalıkta muhakkak yaşıtınız arkadaşlar da olurdu.Onlarla oynanan ve sabahtan akşama kadar süren oyunlar hamamın en keyifli yanıydı.
Bütün bunlar kapıda yaşadığım anlık bir tedirginlikle bir çırpıda aklıma gelmedi tabiî ki. Uzun yıllar sonra tekrar ve yalnız yaşadığım hamam seramonisinin her adımında ayrı bir anı canlandı gözümde.
Hamamcının verdiği plastik terliklerle, küçükken giydiğim kocaman takunyalar, holden soğukluğa geçince kuzenimle oynadığım oyunlar ve annemin üşütüceksin çığlıkları, göbektaşına yattığımda orda uyuyan yaşlı amcalar, plastik hamam taslarını görünce annemin hamam çantasına özenle koyduğu ve hamamda gözü gibi koruduğu bakır hamam tası, holde hamamcı havlularla sarıp sarmalayınca ilk havlulandığımda hissettiğim büyüdüm adam oldum hissi ve soyunma kabininde uzanıp o müthiş anın keyfini çıkarırken çaktırmadan babama bakıp acaba gazoz söyleyecek mi diye kollamam.
Teknolojik gelişimle yaşanan kültürel erozyona yenik düştü Tarihi Umurbey Hamamı ve tarih sahnesinde pek de büyük olmayan yerini aldı. Ama benim belleğimdeki puslu bir çok fotoğrafa netlik kazandırarak kişisel tarihimde çok önemli sayfaları araladı ve küçümsenmeyecek bir rol kaptı. Artık evimde konforlu bir banyo ve 24 saat sıcak su var. Ama ben yine de bulduğum her fırsatta zamana direnen birkaç hamama gidiyor, “ölmeden önce herkesin yaşaması gerektiği”ne inandığım bu keyfi Tokatlı tellaktan keseye, sertifikalı masörden masaja kadar hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan yaşıyor, finalinde de bir kendime bir de babamın ruhuna bir gazoz söylüyorum..
Ve bir gün bir oğlum olursa ve hala yaşayan hamamlar olursa Onunla da soyunma odasında havlulara sarınıp gazoz içeceğim. (Bu yazı kaleme alındığında bir oğlum yoktu, artık var hamama gidecek yaşa da geldi. Oğlumla ilk hamam deneyimimizi de paylaşacağım)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder