Ruh bir savaş alanıdır,akıl ve muhakemenin tutku ve iştahla çarpıştığı...
Cibran








Özgürlük ve düzen hiçbir zaman hiçbir yerde birlikte var olmamışlardır; hiçbir zaman ikisinden de vazgeçilemedi

Benden, onlara benzer olmayı beklemeyin,
Ve onları yineler olmayı beklemeyin.
Herkes yeniliğine varır, kendi kalırsa.
Kimseden bana benzer olmayı beklemeyin

Özdemir Asaf


Bu Blogda Ara

Sayfalar


17 Ekim 2010 Pazar

Tefrika -2-

Yukarı çıkmadan dışarıda bir sigara daha içti. Kapalı yerlerde sigara yasağına uyuz oluyordu. Sigara içenleri ayrı bir yere oturtsalar sorun çözülecekti oysa. Sigaranın sonunu getiremeden attı. Üşümüştü. Hava bayağı serindi. Hiçbir zaman kalın giyinmeyi sevmemişti. Dişiliğini ön plana çıkarmaktan hoşlanırdı. En pespaye halinde bile seksi olmayı başarırdı. Bugün de onlardan biriydi. Hastanedeki beşinci gecesiydi beş gündür banyo yapmıyor, makyaj yapmıyor, saçlarını taramıyordu. Beş gün önce gelen bir telefonla başlamıştı her şey. Saat 22:00’de çalmıştı telefon. Arayan kocasıydı. “Tam da oğlanın uyuma saatinde niye aradı ki” diye aklından geçirdi kızarak. Daha yeni dalıyordu çocuk. Allahtan uyanmamıştı. Yine de telefonu açarken fırçalamayı düşündü. Ama karşıdaki ses kocasının değildi. Kibar fakat konuşmayı pek beceremeyen bir polis memuru, üzüntüyle, bir tarafik kazası yaşandığının, kocasının da içinde olduğunu, şu an Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yattığını söyledi. Cep telefonunda “Canım Karım” kaydını görünce aramışlar.
         Neye uğradığını şaşırmıştı. Anlamsız ama çok işine yarayacak bir soğukkanlılıkla davrandı. Önce ortak arkadaşları Muzafferi’i aradı. Bu gibi durumlarda ne yapılacağını bilen O olurdu. Muzaffer’e ağlayarak durumu anlattı. Muzaffer yanıltmadı Oya’yı “Tamam sen hemen bir çanta hazırla, kıyafet ve gerekecek diğer şeyleri koy. Kaç gün kalacağımız belli olmaz.Ben geliyorum hemen” dedi. Üniversiteden beri, kurdukları geniş ve güvenilir bir arkadaş çevreleri vardı. Nerdeyse aile gibi olmuşlardı, belki aileden de öte. Bir çoğunun aileleri yanında değildi zaten. Neşelerini de hüzünlerini de birlikte yaşarlardı. Ne zaman birbirlerine ihtiyaç duysalar yanlarında olurlardı. Düğünlerini birlikte yapar, cenazelerini beraber kaldırırlardı. Ortak işler kurar, çocuklarını birlikte büyütürlerdi. Hemen hepsi aynı dar çevrenin içinden evlenmişlerdi, birkaç istisna haricinde. Onları da  - yani dışarıdan gelenleri- hemen içlerine alıvermişlerdi. Bu fazla samimi ortama dışarıdan gelen  gelin ve damatlar ilk önce alışmakta zorlanırdı fakat yavaş yavaş adapte olurlardı. Zaman zaman bazıları bazılarıyla sorunlar yaşardı, bazıları bazen gruptan uzaklaşırdı, ama bir süre sonra her şey eski ritmine kavuşurdu. Hele böyle olağandışı durumlarda, yaşanan kötü şeyler unutulur herkes birbirine kenetlenirdi. Hepsi Bursa’da yaşamıyordu. İstanbul’a Ankara’ya hatta İngiltere’ye, Fransa’ya yerleşenler  de vardı içlerinde. Onlar elbette Bursa’dakiler kadar yoğun yaşayamıyorlardı bu arkadaşlığı, ama yine de yaşıyorlardı, dışında değillerdi sadece uzaktaydılar. Bursa’da yaşamayan bir arkadaşlarının deyimiyle “ bu yüzyıla ağır gelen bir arkadaşlık” yaşıyorlardı.
         İşte böyle bir grubun en önemli kişilerinden biriydi Muzaffer. Kimin başı yardıma sıkışsa, yardıma ihtiyacı olsa, aranılan ilk kişiydi. Bazen grup içindeki samimiyet dengelerine göre bu sıralamadaki yerini kaptırabilirdi ama genel için Muzaffer’di acil durum arkadaşı. O da her zaman için elinden geleni yapar, işbilirliğini, organizasyon becerisini en önemlisi fedakarlığını arkadaşlarının emrine tereddütsüz sunardı. Oya O’na Ahmet Bekir’in trafik kazası geçirdiğini söylediğinde de böyle oldu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder