Ruh bir savaş alanıdır,akıl ve muhakemenin tutku ve iştahla çarpıştığı...
Cibran








Özgürlük ve düzen hiçbir zaman hiçbir yerde birlikte var olmamışlardır; hiçbir zaman ikisinden de vazgeçilemedi

Benden, onlara benzer olmayı beklemeyin,
Ve onları yineler olmayı beklemeyin.
Herkes yeniliğine varır, kendi kalırsa.
Kimseden bana benzer olmayı beklemeyin

Özdemir Asaf


Bu Blogda Ara

Sayfalar


15 Kasım 2010 Pazartesi

Tefrika -6-


Tamamını içemeyeceğini bildiği halde iki kişilik semaver söyledi garsona, sucuk ekmekten de vazgeçip, peynirli bir gözleme sipariş etti. Ne zamandır yemiyordu gözleme. Günlük yaşamın stresinden çaldığı birkaç saat olarak düşündü geçireceği zamanı. Hafif hafif yüzünü yalayan rüzgar, kanaldan gelen su sesi ve çınarın devasa gölgesinin verdiği sükunet içini huzurla doldurdu bir an. Sonra aklına Oya ve Ahmet Bekir geldi. Arkadaşlarının içinde olduğu zor durum, Filiz’i  hissettiği huzurdan dolayı utandırdı. Kimbilir ne yapıyorlardı şu an? Hemen telefona sarıldı ve Muzaffer’i aradı:
         -“Efendim hayatım” diye açtı Muzaffer telefonu.
         -Sizi merak ettim canım. Nasıl oldu Ahmet Bekir? Var mı dün geceden bu yana bir gelişme?
         -Var var iyi haberler var. Bugün Ahmet Bekir’le konuştuk. Daha doğrusu Oya konuştu. Çok kısa bir süre yanına girmemize izin verdiler.
         -Oh oh ya ne güzel haber. Ben de işten kaçtım bugün, dağ yoluna temiz hava almaya çıktım. Sonra sizi düşünüp suçlu hissettim kendimi. Oya nerde versene telefona?
         -Ahmet Bekir’in iş arkadaşları geldi. İzmir Bölge Müdürü falan da var. Oya onlarla ilgileniyor. Sen de suçluluk hissetme canım. Ahmet Bekir hayati tehlikeyi atlatmış ama henüz bacaklarını falan hissetmiyor. Kafasına aldığı darbe ciddiymiş. Doktorlar küçük de olsa  yürüyememe ihtimalinin olduğunu söylüyorlar. Beynin henüz sinir sistemini ne kadar kontrol edebileceğini bilmiyorlarmış. Yasinle konuştum hafta sonu buraya gelecek sizi de getirecek. Zuhal de gelmek istiyormuş zaten. Yalnız Oya Ali’nin babasını böyle görmesinin kötü olabileceğini düşündüğü için kesin karar veremedi. Ali gelmesin derse mecburen sen de kalacaksın aşkım. O zaman Yasin’e verirsin bizim arabayı ya da İhsan da gelmek istiyor belki de İhsan’ın arabayla  beraber gelirler tabi tabi o daha mantıklı İhsan’ın araba LPGli ne de olsa. Sen bizim çay bahçesinde misin? Selam söyle Mustafa Abiye ordaysan.
         Yok canım İnkaya’dayım. Çınar’ın çekiciliğine kapıldım. Semaver çayı içip gözleme yiycem birazdan.
         -Afiyet olsun bizim için de iç. Hah. Oya geldi vereyim de konuş istersen… Oya’ya telefonu uzatır. “Filiz”
Oya:
         -Merhaba canım.
         -Gözünaydın güzelim ya  konuşmuşsunuz bugün.
         -Yaa canım öyle oldu. Gözünü açtı konuştuk ya iki kelime sanki her şey bitmiş gibi hafifledim birden. Kendimi bu ana şartlamışım demekki.
         -Tabii güzelim ya insan rahatlamaz mı? Ne dedi Ahmet Bekir, kendinde miydi bari?
         -Kendinde kendinde. Kaza anını falan hatırlıyor. Sonrası kopmuş tabi. Nerde olduğumuzu falan sordu. Ali’yi sordu. Bir de bir de özür diledi Filiz ya özür diledi… Son sözleri söylerken Oya’nın sesi çatallaştı. Tatamayıp kendini bir iki yaş damla yaş aktı gözünden. Dudaklarını ısırdı sustu ve tutamayıp kendini gözyaşlarını bıraktı birden.
Filiz:
         -Oya iyi misin canım?
Oya ağlayarak:
         -İyiyim iyiyim, sinirlerim boşaldı birden. Özür diliyor Filiz ya Özür diliyor. Öldürecek bu adamın inceliği beni. Oğlunu soruyor. Neyim varmış diye sormadı bile. Üstelik kazada hatası 8’de 2’ymiş, buna rağmen özür diliyor.
         -Söyle ona oğlunu hiç merak etmesin birazdan Ali’yi alıp deniz kenarına Mudanya’ya götürücem. Ara sıra sizi soruyor ama keyfi yerinde sayılır. Öğretmeniyle de konuştum durumu anlattım, ekstra ilgileniyorlar.
         -Filiz öğretmenine sorsana Onu buraya getirsem nasıl olurmuş, babasını böyle görmesi çok sıkıntı yaratır mı? Bir de bak deniz kenarına gidecekseniz, Zuhal’le Gülnihal’i de arasana onlar da gelsin. Ali çocuklarla oynarsa daha iyi olur. Sevdiği kişileri görsün çocuk, hem böylece seni de çok yormaz.
         -Aaa vallaha iyi fikir. Biz de kızlarla laflamış oluruz. Hem akşama da kalırız orda, erkekler de gelir, hafta sonunu organize etmeye çalışırız, kim gelecek izmir’e hangi araba kullanılacak falan iyi olur. Tamam canım görüşürüz o zaman. Ahmet Bekir’e hepimizin selamını söyle . Burada herkes Onun için dua ediyor. Oğlunu da merak etmesin sen de merak etme. Ben elimden geleni yapıyorum Ali için.
         -Ondan eminim canım. Sen de gördüğün herkese söyle. Öğretmen Ali’nin görmesinde sakınca yok derse, hafta sonu gelirsiniz birlikte. Ben de çok özledim yavrumu. Ama geri nasıl götürürsün bilmem. Off çok zor olacak ya. Neyse canım sen bir öğretmenle konuş hele gerisini sonra düşünürüz. Muzaffer’i vereyim mi?
         -Yok O’na onu öptüğümü söyle yeter. Hadi Hoşça kal.
         -Hoşça kal.
         Telefonu kapatır kapatmaz Gülnihal’i aradı Filiz. Gülnihal’in Ali’den iki yaş büyük bir kızı vardı “İrem”. Zuhal’in de Ali’yle yaşıt bir oğlu “Dorouk” Bu üç çocuk bir araya geldiklerinde birbirleriyle ilgilenmekten anne babalara pek sorun çıkarmazlardı. Elbette aralarında oyuncak kavgası ya da birbirini itme çekme gibi sorunlar çıkardı ama genelde iyi anlaşırlardı. İrem 6 yaşında olduğu için zaman zaman diğerlerine ablalık taslar, kendince göz kulak olmaya çalışırdı. Bu da anne babaların işine gelirdi. Gülnihal’le Filiz üniversiteden ev arkadaşıydılar. Zuhal ise Yasin’in eşi. Zuhal gruba sonradan dahil olanlar kısmından. Ama sonradanlığı kalmamış artık. Yasin’le tanışıp flört etmeye başladıklarından bu yana 8 yıl geçmiş. 6 yıldır da evliler. Yani Zuhal’de 8 yıldır bu grubun içinde. Gülnihal’le Filiz üniversitenin ilk yılı yurtta aynı odada kalan iki arkadaştılar. 1. sınıfın 2. sömestrinde birlikte eve çıkmışlardı. Altıparmak’taki bu 2 oda bir salon ev üniversite hayatları boyunca resmen kaldıkları tek ev oldu. 1. sınıfın sonunda yaz tatilinde Gençlik ve Spor Müdürlüğü’nün organize ettiği bir gençlik kampına tatile gittiler. Bahsettiğimiz bu arkadaş grubunun temelleri işte o kampta Mersin’in Erdemli ilçesinde atıldı. Kampa Uludağ Üniversitesi’nden katılan 15 kişilik bir ekiptiler. Bir kısmı birbirini önceden tanıyordu Gülnihal ve Filiz gibi, daha büyük bir kısmı ise orada tanışmıştı. Kampta her üniversiteden gelen öğrencileri sayıları yeterliyse bir takım haline getirmişlerdi. Sayıları yeterli olmayanları da iki üniversite birleştirmişlerdi. 15 kişi bir takım kurmak için yeterliydi. Kendilerine “Uludağ Kaçkınları” ismini veren bu 15 kişi gerçekten bir takım olmayı başardı burada ve 15 yıldır süre giden bir arkadaşlığın temellerini attılar Erdemli’de. Elbette aralarında kopanlar oldu, katılanlar oldu –Zuhal gibi- , birbirlerine aşık olanlar, sevgili olanlar, ayrılanlar, evlenenler, kavga edenler, küsenler, platonik ya da karşılıksız aşk yaşayanlar oldu, Uludağ Kaçkınları ismi kayboldu ama arkadaşlıkları devam etti.

1 yorum:

  1. Hikaye yazabilen tiyatro sevdalısı arkadaşlar, hikaye yazmaktan bıktıklarında TİYATRO hatırlayıp, HİKAYELERİNİ KISA FİLM yapmaya GÖRÜKLE ÇUKURUNDAN çıktıklarında başlarlar...
    İNŞALLAH.
    BAŞARILAR.

    YanıtlaSil