Gruptaki erkeklerin yarısından çoğu Filiz’e bir dönem aşık olduğu halde arkadaş çevresinden kimseyle çıkmamıştı Filiz. Çıktığı kişilerden gruba dahil olabilen tek kişi ise Muzafferdi; sonunda da Onunla evlendi
Gözlemeyi yerken çok uzaklara gitti Filiz, gözlemenin kokusu anneannesinin köyde yaptığı gözlemeleri hatırlattı O’na çocukluğuna gitti, Çorum’a gitti, babasını düşündü, annesini sonra. Abisiyle yaptığı kavgalar geldi hatırına. Abisinin burnunu kanatmıştı bir keresinde, çok korkmuştu. Bir kez de abisi tokat atmıştı Filiz’e, lisedeyken hem de. Çok kırılmıştı, ağlamıştı çok, günlerce konuşmamıştı abisiyle. Üstelik suçu da yoktu. Mahalledeki Filiz’in yüz vermediği çocuklardan biri, Filiz’i okuldaki üst sınıflardan, abisinin sınıf arkadaşı olan başka bir çocukla öpüşürken gördüğü dedikodusunu çıkarmıştı. Oysa Filiz lisedeyken peşindeki onlarca liseliye rağmen kimseyle o zamanki moda deyimle “o türlü bir arkadaşlık” yaşamamıştı. Bir gözleme kokusunun çağrışımlarla nerelere götürdüğünü düşünürken, otoparka park eden bir arabadan gelen müzikle bambaşka yerlere doğru gitti. “Güneşin alevden saçları /aşınca karşı ki tepeden / gölgeler sarar yamaçları / ürkerim gelecek geceden” diyordu Doğan Canku o yumuşacık insanın içini ısıtan sesiyle. Bu şarkıyı ilk Yakup’tan dinlemişti Filiz Doğan Canku’dan önce. O da en az Doğan Canku kadar güzel söylerdi Filiz’e göre. Öyle belirledikleri bir bizim şarkımız durumu yoktu aralarında ama, Filiz bu şarkıyı çok sevdiği için, Yakup da hep O’na özel söylerdi bu şarkıyı. Hele Filiz Yakup’un sahne aldığı bara gittiğinde, Yakup’un Filiz’i gördükten sonra söylediği ilk parça bu olurdu. Hatta daha önce söylemiş olsa bile söylerdi tekrar. Çok özel hissederdi bu anlarda Filiz kendisini. O an barda olan herkesten daha özel, daha ayrıcalıklı. Bir an Yakup’la yaptığı kavgaları, yaşadığı kötü anları hatırladı. Ama hiçbir kavganın nedenini hatırlayamadı. Hepsi silik, hayal meyal şeylerdi. Mutlu olduğu, kendini özel hissettiği anların ise çoğunu en ince ayrıntısına kadar hatırlıyordu. Ne garip diye geçirdi içinden ; zaman geçip yaşadığın acıların yaraları sarılınca, sadece güzel şeyler aklında kalıyor, unutmak istediklerin, zamanın çöplüğünde bir yerlere bırakılıyor. “Acaba şimdi ne yapıyor Yakup?” Müzik öğretmeni olduğunu duymuştu. Dört yıl kadar önce Zonguldak’ın bir ilçesindeydi, acaba hala orada mıydı? Değildir diye geçirdi içinden, Yakup metropol adamıdır, öyle ilçelerde kazalarda fazla yaşayamaz mutsuz olur. Gitmiştir büyük bir şehre. Aman bana ne dedi sonra, neredeyse nerede. O beni merak ediyor mu hiç? Ben Onu neden düşüneyim. Saatine baktı dört buçuğa geliyordu. “Yavaş yavaş kalkayım” Ali’yi alacak sonra da sırasıyla Zuhal ve Gülnihal’i alacaktı. İhsan’la Yasin de yedi buçuk gibi Mudanya’da olacaktı. Plan böyleydi. Garsonları ortada göremeyince kalktı kasaya gidip hesabı ödedi. Hava serinlemişti üşüdü, hızlı adımlarla arabasına gitti. Çıkarken kulağına çok hoş gelen su sesi bu sefer üşümesini arttırdı sanki. Arabaya bindi, kapı kolundaki gözde Muzaffer’in biriktitdiği bütün bozuk paraları otopark görevlisine verdi ve Ali’nin kreşine doğru sürdü arabasını.