Kuşkusuz bütün arkadaşları ihtiyaç hissettiklerinde Muzaffer’in göğsünde ağlayabilirlerdi ama hiçbirisi Oya kadar korunmaya muhtaç hissi uyandırmazdı Muzaffer’de. Üstelik bu hisse rağmen hiçbir zamam Oya’yı güçsüz bir kadın gibi görmemişti Muzaffer, arkadaşlarının da öyle görmediğinden emindi, öyle olsa bilirdi. Onların arasında hiçbir şey gizli kalmazdı. Ne garip çelişki diye düşündü Muzaffer, güçsüz olduğunu düşünmüyorsun ama,korunmaya muhtaç gibi davranıyorsun. Oya’yı Oya yapan özelliklerdi bunlar, zaaf ya da arıza değil. Değişmesini istemedi Muzaffer Oya’nın. Aklından geçenleri söylemedi Oya’ya, şimdi zamanı değil diye düşündü. Yavaşça ayrıldı Oya Muzaffer’den uykudan uyanmış da kendine gelmeye çalışıyor gibiydi.
-“Telefonum çalıyor” dedi. Cebinden titreyen telefonu çıkardı, kimin aradığına baktı, kıyafetinin kollarına gözlerini sildi, açmadan Muzaffer’e dönüp “Afet Afet” dedi ve telefonu açtı.
Muzaffer’in suratı ekşidi Afet ismini duyunca. Nedense sevememişti Muzaffer Afet’i. Afet Oya’nın İzmir’de yaşayan kuzeninin adı idi. Suratında sürekli ağlamaklı bir ifade olan, işyerinden, trafikten hastane personelinden, hiçbirşey bulamazsa havalardan, ışıklandırma sisteminden şikayet eden bir tipti. Az konuşuyor, donuk bir ifadeyle boşluğa bakarmış gibi bakıyor, konuştuğunda da konu ne olursa olsun şikayet edecek bir şey buluyordu.
-“Ben aşağıya gidiyorum” dedi Oya. “Afet bana laptopunu bırakacak, çok acelesi varmış, 10 dakikaya orada olurum diyor.”
-“Aman yukarı çıkmasın da”
-“Ne alıp veremediğin var kızcağızla. Sağolsun elinden gelen yardımı yapıyor bize şurda.
-“Canım bir şey demiyorum ben de sağolsun ama hoşlanmadım işte. Koca gözleriyle buz gibi bakıp, her ağzını açtığında Gamlı Baykuş gibi her şeyden şikayet etmesi sinirimi bozuyor sadece. Bir de o ismi yok mu? İnsan niye çocuğuna Afet ismini koyar ki?
-“Aman eniştemin işleri işte. Güya kızım bir Afet olsun diye düşündü heralde. Kızı pek afet olmadı ama yine de eniştem küçükken Afet-i Devran’ım diye severdi.
-“Bu biraz doğal afet olmuş”
-“Ay tamam oyalama beni, kız gelecek şimdi ben iniyorum. Kantinde wireless varmış. Bilgisayarı almışken maillerime bakar, Ahmet Bekir’in durumunu da facebooktan millete duyurur öyle gelirim. İnsanlar da biraz rahatlasın. Bir şey olursa ararsın” deyip hızla gitti Oya.
Daha cep telefonlarına yeni alışmışken bu facebooktan haberleşme olayına herkesin bu kadar bodoslama dalmasını anlayamıyordu Muzaffer. O’nun da bir facebook hesabı vardı ama dostlar alışverişde görsün maiyetinde bir hesaptı daha çok. Aklına estiğinde girer, gelen teklifleri kabul eder, şöyle bir göz atar ve Ona hatırlatacak bir şey olana kadar da unuturdu. Kadınlar bu tarz iletişim yeniliklerine erkeklerden daha mı çabuk uyum sağlıyorlar acaba diye düşündü. Sonra da kendisinin bu konudaki hantallığının tüm erkekleri zan altında bırakamayacağına karar verdi.
Ahmet Bekir’in doktorları geldi bu sırada. Ayak üstü sohbet ettiler. Ahmet Bekir’in beklediklerinden daha hızlı gelişim gösterdiğini söyledi doktor. Muzaffer’le aynı yaştaydı, belki bir iki yaş büyük olabilirdi ama tavırlarında sanki 10 yaş büyükmüş gibi bir hal vardı. Muzaffer’le ya da Oya’yla konuşmalarında yaştaşlarıyla değil de öğrencileriyle konuşuyormuş gibi davranıyordu. Onlar da bu durumdan hiç rahatsız olmuyorlar, aksine doktorun onlara bu şekilde davranması sanki doktora olan güvenlerini artırıyordu. Doktorları ameliyata girerken görmemişlerdi. Doktor seçme, önceden görüşme gibi bir şansları olmamıştı. Ahmet Bekir’in durumu acildi kimseye sormadan ameliyata almışlardı. Ameliyattan sonra tanışmışlardı doktorlarla. Ahmet Bekir’in her şeyiyle ilgilenen bu doktordu ama ameliyata girmiş olan üç doktorla daha tanışmışlardı. Bir ara Oya “Ne çok doktor girmiş ameliyatımıza be, hangisine yalakalık yapacağımızı şaşırdım” deyince gülme krizine girmişti Muzaffer. Yüzünü tekrar bir gülümseme kapladı. Acaba doktorlar da kendilerine şirin görünmeye çalışan hasta yakınlarının arkalarından “komik insanlar” diye gülüyorlar mıydı? Ama herkes de bizim gibi değilki diye düşündü. Tepeden bakanı, emir vereni, hakaret edeni, isyankarı (durum farklı olsa belki onlarda öyle olurdu) sık boğaz edeni, anlayışsız olanı, parasıyla her şeyi halledebileceğini sananı neler var neler. Belki biz doktorların en çok karşılaşmak isteyecekleri hasta yakını profiliyiz. Kesin öyle olmalıyız, bir zararımız olmadığı gibi egolarını şişiriyoruz. “Tabi lan” dedi birden yüksek sesle, birisiyle konuşuyormuş gibi “Götlerini kaldırıyoruz pezevenklerin” Yine kendi kendini gaza getirmişti. Çevresine baktı kimse var mı bir duyan oldu mu diye. Utanmıştı ama kendisine bile utancını hissettirmemeye çalışıyordu. Belli ki biraz önce doktorla konuşurken, doktorun üstünde kurduğu “Ben doktorum sen sıradan insansın” tavrı anı yaşarken Muzaffer’e çok normalmiş gibi gelse de bilinç altında bir yerleri yaralamıştı. Şimdi de bulduğu ilk çatlaktan anlamsız bir dışavurum yaşatıyordu Muzaffer’e. Neyse ki çevrede kimse yoktu da duyan gören olmamıştı bu akıllı insanlara pek yakıştırılmayan durumu