-IV-İHSAN
Saat üçe doğru yaklaşıyordu öğlen yemeği için hala tek tük gelenler vardı. İhsan bu gecikmiş müşterilerle ilgilenme kısmını garsonlara bırakmış ve akşamın hazırlığını kontrol etmek için mutfağa geçmişti. Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’ndaki bu restoranı yeni açmıştı İhsan. Aslında mutfak kısmıyla genelde annesi ilgilenirdi ama Rukiye Hanım, ya da herkesin O’na seslendiği tabirle Rukiye Teyze Setbaşı’ndaki ilk restoranı bırakamıyor, daha doğrusu bırakmak istemiyordu. O yüzden mutfakla da İhsan ilgileniyordu. Uludağ Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okumuştu İhsan. Yedi yılda güç bela bitirmişti çok büyük hevesle girdiği üniversiteyi. Severek isteyerek tercih etmişti Uluslar arası İlişkiler bölümünü. Hayallerinde Uludağ Üniversitesi yoktu. Mülkiye, Bilkent ya da Boğaziçi istiyordu ama kendini bilen birisi olarak kazanamayacağından emindi buraları. Yine de İstanbul Siyasal, Marmara gözüne kestirdiği üniversiteler arasındaydı. Bunlar olmasa da Ankara ya da İzmir’de okumak ikincil tercihleriydi. Bursa ise hiç aklında yoktu. Ailesi ise birçok Anadolulu aile gibi, bu iç şehri tek başına korumasız, okumaya gönderecekleri çocukları için tehlikeli buluyor – hele de İstanbul’u- hiç istemiyorlardı. Bursa bu üç şehre göre nispeten daha tehlikesiz geliyordu İhsan’ın ailesine. Güçlü referansları da vardı bu tezleri için. İhsan’ın dayısının oğlu Ankara’da ODTÜ’de mühendislik okurken, MHP kökenli bir aileden çıkmasına rağmen sıkı bir solcu olmuş –İhsan’ın dayısının deyimiyle anarşik gominist- İstanbul’da okuyan İhsan’ın babasının esnaftan bir arkadaşının oğlu saçlarını uzatmış, okulunu bırakmış, sinemacılığa heves etmiş söylenene göre – İhsan’ın babasına göre hippi olmuş- İzmir’de okuyan üst komşularının hanım hanımcık kızı ise okulunu bitirince Kayseri’ye dönmemiş, babası Ona oldukça iyi koşullarda iş bulmasına rağmen İzmir’de çalışmayı tercih etmişti. Birkaç komşunun yaptığı dedikoduya göre İzmir’de erkek arkadaşının evinde kalıyordu. Bursa’da okuyan uzaktan bir akrabalarının oğlu ise, tam da İhsan’ın istediği Uluslararası İlişkiler okumuş, okulu 4 yılda bitirip askerliğini yapmış, ardından da Kayseri’de bir bankada çalışmaya başlamıştı. Demek ki Bursa, tek başına okumaya gidecek genç ve kandırılmaya müsait beyinler için güvenli, diğer 3 büyük şehir ise - hele de İstanbul- tehlikeliydi. İhsan ailesinin baskısıyla sadece bir tercihinde Uludağ Üniversitesini işaretledi geri kalan 17[NXS1] tercihinde İstanbul, Ankara, İzmir vardı. Ve İhsan Bursa’yı kazandı. O yıllar çok kahretti, çok üzüldü ama İhsan için en hayırlısı Bursa idi. Çünkü İhsan’ın bilmediği şey, eğer Bursa değil de diğer tercihlerinden bir okul kazansaydı, babasının tüm aileyi İhsan’ın peşinden oraya taşıyacağıydı. Babası bu kararı sınavdan sonraki o kahredici bekleme süresinde almıştı. Biricik oğullarının o koca insan yutan şehirlerde tek başına, savunmasız yaşamasını kabul edemiyordu. Bursa hem daha güvenli, daha küçük, türbeler şehri mazbut bir kentti. Haksız da sayılmazdı İhsan’ın babası Kazım Bey, ya da herkesin Ona seslendiği şekliyle Kazım Amca. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın deyimiyle “eski masal sultanı”ydı Bursa. “sevdiği ve büyük işlerde o kadar yardım ettiği erkeği tarafından unutulmuş, boş sarayının odalarında tek başına dolaşıp içlenen, gümüş kaplı küçük el aynalarıyla saçlarına düşmeye başlayan akları seyrederek ihtiyarlayan eski masal sultanı” Bursa şehri kendilerine biçilen ya da kendilerine biçtikleri bu eski sultan rolünden memnun mazbut bir kent. Hiçbir zaman başrole çıkmayan, daimi ve güvenilir yardımcı oyuncu. İstanbul’un hemen yanıbaşında sayılacak büyük ve şirin kent. Uludağ’ın devasa yeşil gölgesiyle huzur verdiği Bursa, belki de İstanbul’un bu kadar yakınlığından ya da şehrin sakinlerinin hissettikleri huzur ortamının bozulmasından korktuklarından hiçbir zaman kabuğunu tam kıramamış Bursa.
[NXS1]Oyılarda üniversite sınavı iki basamaklı ÖSS vÖYS şeklinde yapılıyor , ÖYS’ye girmeden de tercihler yapılıyordu. Her öğrencinin 18 tercih hakkı vardı. Sonra da aldığı puana hangi tercihine yetiyorsa oraya yerleştiriliyordu
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder